Son pişmanlık fayda etmez
9/4/2008 · Kategori: ask uzerine
genç kızın birinci mektupu
Merhaba askim.Suan odamdayim ve seni düsünüyorum. Aklima sen geldin ve yaziyorum.Bugün 3 Aralik Cuma sasirdin degilmi askim. Yillar geçti ama yine ben seni seviyorum. Belkide kaç Aralik geçirecegim sensiz. Senyüregimde,canimda,kalbimdesin.Sakin kizma askim, Bu mektubu okuyunca seni ne kadar çok sevdigimi anlayacaksin. Sakin mektubu okumadan yirtma askim.Hiç olmazsa seni sevdigimi düsün. Arkadaslarina; "Beni delice seven bir kiz var.Ben onu sevmesemde o beni seviyor.Benim için ölür.Ben onun ilk askiyim.Karsiliksiz yasadigi aski kagitlara dökmüs.Her gece benim için agliyor adima siirler yaziyor dersin" askim.
Iste bunlari söyle askim.Inanmazlarsa mektubu göster.Herkes bilsin seni sevdigimi. Artik utanmiyorum,korkmuyorum. Baskasinla beraber oldugunu biliyorum. Ve sana son olarak sunu söylüyorum. "istesende istemesende ölene dek sene sevecegim askim"
genç erkeğin ilk mektupu
Bugün 5 Aralik.Sen bana "askim"dedin. Ama ben sana demeyecegim.Çünkü hiç bir zaman askim olamazsin.Sana ettigim bir teklifle seni sevdigimi sandin. Ben kimseyi sevmem kizim. Seninle ilgilendiysem bu seni seviyorum anlamina gelmez. Bana mektup yazman büyük cesaret. Beni sevdigini biliyorum. Ama bu senin suçun. Sana ümit vermedim. Ne kadar da cesaretlisin.Hemen bana baglanmişsin. Ne de olsa ilk askinim degilmi Çok komiksin.
"Ask" diye bir sey yoktur. Bunu bilmelisin. Seni sevecegimide bekleme. Beni unut. Mektubuna cevap yaziyorum diye ümitlenme. Sunu kafana sok. Seni sevmedim,sevmeyecegimde. Bu yazdiklarimdan sonra beni unutursun heralde. Duydum ki sikintidan sigaraya baslamissin. Sigara içmen çözüm degil. Ne yaparsan yap hayaline kavusamayacaksin. Sana son sözüm beni unut ve herseyi bitir.
genç kızın ikinci mektupu
Merak etme askim.Senin dedigin olacak.Herseyimle beraber seni de bitirecegim.Artik seni rahatsiz eden biri olmayacak.Sonkez bir sey istiyorum senden.Sana gönderdigim bu mektupla beraber defteride oku.Sonkez bunu yap.Sana yazdigim siirleri,hayalinle agladigim o geceleri ve adina yazdigim defteri sonkez oku.Okuda seni gerçekten sevdigime inan.Dönüsü olmayan bu yolda pes etmeyecegimSeninde dedigin gibi herseyi bitirecegim.Ama seni unutacagimi aklindan çikar.Bunu bana kimse yaptirmadi ve sende yaptiramazsin.Seni unutamam askim.Sana sonkez "askim"diyorum.Senin için önemli olmasada ELVEDA ASKIM.
genç erkeğin ikinci mektupu
Bugün 7 Aralik.Merhaba "askim". Bak sana "askim" diyorum. Çünkü artik seni seviyorum. Bana gönderdigin defteri okudum. Ve sevgine hayran kaldim. Anladim ki ben ancak seni sevebilirim. Çünkü beni senden fazla seven biri olmaz. Hep benden duymak isterdin "seni seviyorum" kelimesini. Iste söylüyorum ve "seni seviyorum askim". Mektubu okuyunca sasiracaksin Ama çok sinirleneceksin ilk mektubuma aldirma, beni bu kadar çok sevdigini bilseydim..........neyse bosver bunlari. Bana hemen cevap yaz. Sen bana "elveda"dedin ama ben sana "benimle evlenirmisin" diyorum. Çünkü biliyorum ki hayatinda duymak istedigin ilk söz bu. Seni seviyorum askim cevabini bekliyorum.
genç kızın arkadaşının yazdığı mektup
Merhaba genç erkek. Ben mektup yazdigin kizin en yakin arkadasiyim. Sana söylemek istemizdim ama "seni seviyorum" dedigin kiz yok artik. Onu iki kez öldürdün. Birincisi yasarken,ikincisi gerçekten öldü. O kiz 5 Aralik'ta intihar etti. Son mektubunu okumadan. Sana ancak sunu söyleyebilirdi; "SON PISMANLIK FAYDA ETMEZ
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaparmısın!
Saçlarıma kokunu mu bıraktın
8/4/2008 · Kategori: ayrilik uzerine
Bugün ayın kaçı? Hangi aydayız? Mevsimlerden ne? Hatırlamıyorum. Hafızam yerinde değil mi yoksa? Ama yooo hatırlıyorum çoğu şeyi. Silikte buğuluda olsa. Kötülükler ağır mı basıyor ne. Bir cehennemdi ya da bir yangın yeri. Ben daha onbeşimdeydim ihtişamla sefaletin bir arada bulunduğu bir şehirdeydim.
Az önce, çok değil bir iki saat önce annem vardı kardeşim vardı komşularım akrabalarım vardı. Neredeler peki şimdi? Burası çok karanlık. Bir odadaydım bir yatakta. Sevdiklerim hayattalarken hala. Nefes alamıyorum. Sağ kolum ve sağ bacağım üzerinde bir ağırlık var. Alnımdan başlayıp gözlerimden süzülen bir ıslaklık bir sıvı. Korkuyorum. Sesler duyuyorum hiçbiri yanıma uğramıyor.
Saatler geçiyor sanırım. Öylece olduğum gibiyim canım çok acıyor kımıldayamıyorum. Anne kardeşim. Duymuyorlar, duymuyorum. Sonra bir ağlama sesi, Kardeşim. “;Nerdesin, iyi misin, nefes alabiliyor musun?”; diyorum. “;Karnımda ayaklarımda bir şey var acıyor abi”;diyor ve soruyor “;Annem öldü mü?”; “;Sakin ol. Birazdan çıkaracaklar bizi buradan. Annem uyuyor şimdi. Güçlü olun kurtulacaksınız dedi”;diyorum. Bu ona söylediğim en son yalan oluyor.
Enkazdayken bütün zamanlar belirsizleşiyormuş meğer. Belki bir belki iki saat konuştum onunla. Uyumamalıydı. Sustu. Bir daha sesini hiç duymadım. O daha çok küçüktü. Üzerindeki onca demir parçası, onca beton yığını onun kaldırabileceği bir yük değildi ki. Ağladım, ayak sesleri duydum, gün ışığını gördüm. Beni bir ambulansa götürüyorlardı direndim. Hemen enkazın başına geri dönüp alnımdan kanlar akarken parçalanmış ellerimle sağa sola atmaya başladım taşları. Annem kardeşim akrabalarım komşularım dedim. Gözlerimi kapattılar. Birtanem kardeşim kanlar içinde bırakmış kendini birilerinin ellerine. Ve annem tanınmayacak halde.
Annem…; Aynı anda yakınlarımın cesetlerini görüyorum ve sağ olanlar. Hiç biri mutlu değil. Nefes alıp vermek anlamsızlaşıyor o anda. Bir cami avlusunda sayamayacağım kadar çok tabut koydular önüme. Hangisine ağlamalıydım hangisine yalvarmalıydım beni de götürün diye. Annemi kaybettim kardeşimi kaybettim yakınlarımı arkadaşlarımı herkesi kaybettim.
Yıllar geçti. Ben hala o tarihini bilmediğim gündeyim. Yasım hiç bitmedi. Bazen öğrenciler görürüm sokakta. Deli olduğumu düşünmeyeceklerini bilsem ya da onları korkutmayacağımı boyunlarına sarılıp doya doya öpmek isterim. Yapamam. Kardeşim hangi delilik unutturacak seni? Anne. Anne, ne demek? Bir genç adamın annesinin olmaması nasıl bir şey? Kokunu unuttum anne. Geçen gece rüyamda gördüm seni. Öyle sarıldım öyle bir öptüm ki, sıcaklığın tenimde hala annem.
Uyandım bir koku duydum. Sandım ki geldin. Işığı açtım baktım yoktun. Saçlarıma kokunu mu bıraktın annem. Çok ağladım. Ben sensiz çok zor günler geçirdim Varlığını hissetseydim yanımda olsaydın gölgen yeter miydi oğluna? Eğer gelmeyeceksen bırakmıyorlarsa seni, beni al yanına. Olduğun yere götür beni. Tut elimden anne. Bari sen tut. Yine de beni merak etme. Ben iyiyim sağlığım da iyi. Bazen rahatsızlığım nüksediyor ama tedaviye başlıyorum, hemen toparlanıyorum.
Hep okumamı isterdin okudum anne. Mesleğim var param var etrafımda yönettiğim onlarca insan var…; Yetmiyor eksik nerdesin? Yoksun anne. Birkaç ay önce teyzemle konuştum. Senin babamın kardeşim resimlerini istedim ondan. Bir tek anı bile kalmadı ya sizden yadigâr. Postayla gönderdi. Büyütüp salonumun duvarına astım. Hep benimlesiniz hep sizinleyim.
Çok özledim annem. Seni çokkkk özledim..
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaparmısın!
bizimkide sevgimiymiş:(
7/4/2008 · Kategori: ask uzerine
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,
öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüsebindiler.
Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları
biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse
bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında....
Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.
Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki...
Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...
Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
"Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların rtalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden yrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık ürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.
Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu
adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da
çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton
duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği
arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,
kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında.
Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim.
Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu...
Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim."
"Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum."
"Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaparmısın!
kedi aşkı
7/4/2008 · Kategori: ask uzerine
KEDİ aşkı sınıflandırıldığında, içinde "kaçak aşk", "gizli aşk" asla yoktur. O kadar aleni ve açıktır ki; çatıda... Bütün mahalle duyar. Duymak istemeyene de duyurur kedi aşkını; haykıra haykıra. Ben kedi aşklarını bilirim; önce ikisi çatının birer köşesine otururlar, karşılıklı... Bir sohbettir başlar, mırıl mırıl... Saatlerce, kimi zaman günlerce aç-susuz sürer bu aşk fısıltıları. O kadar saat ne konuşurlar, bizler bilemeyiz. Ama bu sohbet elbette onlar açısından çok şey ifade eder. Ve uzlaşı sağlandığında, çığlık çığlığa mahalleye ilan edilir: Kedi aşkı...
Maviş işte böyle áşık oldu. Beğendiği erkeği seçti ve Mersin’deki evin çatısında aşklarını herkese haykırdılar. Ama sahipleri Maviş’i o gün kovdular. Çünkü Maviş, Siyam soyundan bir kediydi, gönlünü verdiği erkek ise sokak kedisi... İnsanlar onun, doğacak yavruların "değeri" açısından yanlış bir aşk yaşadığına karar verdiler. Oysa yanlış aşk yoktur.
Ve kediler insanlara benzemezler; asalet, unvan yoktur onların dünyasında... Irk, cins, soy bilmezler. Bunu insanlar yaparlar; para, pul, şöhret, mevki, makam... Milyonlarca yıl kedilerin asaleti bozulmağı halde, insanların giderek soysuzlaşması bu yüzdendir. * Maviş sokakta kalmıştı sonuçta. Günlerce evi bildiği kapının önünde bekledi, kapıyı açmadılar. Pencerelere koştu, perdeleri çektiler. Komşular kimi zaman onun bir ağaca çıkıp uzaktan uzun uzun eski evine baktığını gördüler. O, áşık olduğu için cezalandırıldığını anlayamadı. Sevmenin ve sevişmenin kabahat sayıldığını bilmedi, hiçbir zaman da bilmeyecek.
Sonra ne oldu bilmiyoruz. Yasak, ama soylu aşkın ürünü bebeklerine çöplükten yemek kırıntılarını taşıyan bir Siyam kedisi görürseniz... O Maviş’tir...
6 Nisan 2008 Bekir COŞKUN
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaparmısın!
yazılarımı calan kadın..
3/4/2008 · Kategori: ask uzerine
Yazılarımı çaldığını öğrendim. Tesadüfen. Şu satırlardan geçerken kalemimden senin döküldüğünü gördüm. Hayret ettim. Hal bu ki seni düşünmedim ben. Ne ismini, ne cismini, ne maziyi hiçbir şey düşünmedim. Ama yazılanlar sana ait şeyler. Yazılar sana kaçmış. Düşündüklerimde sana kaçmış olabilir. Ama ben yazmadım. İnan ben yazmadım.
Yalvarıyorum. İnan. Eğer ben yazdıysam o zaman sen hırsızsın. Yazdıklarımı çalan bir hırsız. Yazacaklarımı çalıp yerine yazmamı istediğin şeyleri koyan bir hırsızsın sen. Ben hırsızları sevmem biliyor musun? Ben yazdıklarımı çalanlardan nefret ederim. Bana yazmak istediğimi yazdırmayanlara nefretle bakarım biliyor musun?
Sen, evet sen; Yazılarımı çalıyorsun. İnkâr etme. En azından çalmaya yeltendiğini itiraf et. Sen yalancı bir hırsızsın. Sen; hem hırsız, hem de kötüsün. Yazılarımı çalıyorsun. Ama bir gün çalamayacaksın. O zaman ne yapacaksın. Neyimi çalacaksın.
Ruhumu çaldın. Sağlığımı çaldın. Hatta düşüncelerimi çaldın. Bana bir şey bırakmadın. Bırak bari yazdıklarım bana kalsın.
Sen tek başına Harami misin be Kadın. Her şeyimi çaldın. Şimdi yazdıklarımı çalıyorsun. Çalmayı iyi biliyorsun. Ama bilmediğin şey, yazılarımı çalmanın beni yıldırmadığıdır. Beni ateşliyorsun.
Sen çaldıkça ben yazı yazacağım. Yazılar yazacağım. Kitaplar dolusu, Ansiklopediler dolusu yazılar yazacağım. Yazılarım tükenmeyecek. Yazdıklarım yazacaklarımın teminatıdır. Yazdıkça yazacağım. Sen yazılarımı çaldıkça ben hırslanacağım. Yazacağım, yazacağım. Sen çalacaksın ben yazacağım.
Yazacağım şeyleri çalıyorsun. Yazacağım ama bırakmıyorsun. Çok kötüsün ve hainsin. Bırakıp gittiğinde seni yazmayacağımı düşünmeliydin. Balık burcu dedin, böyledir dedin. Bir gün çekip gider dedin. Biliyor musun o gün, balıklardan nefret ettim. Bütün denizleri kurutasım geldi. Selpak aradım marketlerde. Ne kadar varsa topladım bir gecede. Kıyamadım balıklara. Aslında ben sana kıyamadım, hiçbir zaman anlamadın.
Yazdıklarımı çalıyorsun bak işte. Ne yazacaktım, ne yazdım. Aklıma girip yazacaklarımı aşırıyorsun. Dikkat et sabrımı taşırıyorsun. Bırak yazılarımı, yazacaklarımı, yazmayı tasarladıklarımı. Yazmam gerek, seni unutmam gerek. Çalma yazılanları, yazılacakları, yazmayı planladıklarımı.
Yazacaklarım da sana kaçıyor. Ne var sende bilmiyorum ki. Kalemde mi bir şey var. Kalemimi mi değiştirsem acaba, yenisini mi alsam bu meret de bir şey mi var. Belki de kalem sana kaçıyor. Seni yazmak istiyor. Yazı ile birlik olmuş beni kahrediyor.
Çalma yazılarımı, yazdıklarımı, yazacaklarımı. Hırsızlığın lüzumu yok. Bitmez, bende yazacak sen çok.
“nikon”
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaparmısın!
« Önceki ::

Bağlantılarım

